Kelid'in Şarkısı
KELİD
Kelid ne tuhaf bir isim? İlk duyanlar yadırgarlardı. Bizden biri olmadığı kesin? Bu ne acayip bir isim böyle? Kelid, t ile değil d ile. Bir zaman bunun mücadelesini verdi işte. Bir ara isminin kökenini araştırmalarla geçti ömrü. Babası mı koyduydu yoksa anne tarafından birileri mi? Bir pusulada gördü vasiyet gibiydi. Büyük babasının sözleriyle tanımlanacak olursa tabi oğluna vasiyetiydi oğlun olursa güzel bir isim koy torunumun ismi güzel olsun, benim sana vasiyetimdir bunu böyle bilesin. Yok belki de kendi uydurmasıydı. Ne zaman? Okuduğu kitaplardan mı esinlendi yoksa bunu? Bir fikir yürütemiyor şimdi. Zaten umurunda da değildir. Yusuf Atılgan’ın Aylak Adam’ındaki C.’yi hatırladı. Kendisini de bir anti kahraman ilan etmek istedi. Listenin böyle uzayıp gitmesine izin vermedi, yoksa sırada Bay Mosarlatlar, Tröst’ün anti kahramanı olacaktı. Sonunda baş edemeyince vazgeçti haliyle. Yakasını bıraktı bu işin. Bıraktıkları gibi bunu da onların kenarına iliştirdi.
Bazı kitaplar insanın hayatının bir dönemiyle özdeşleşir derdi, bu da benim hayatımın bir anıyla özdeşlemiş gibidir, İstiklal caddesinden aşağı tünele doğru yürürken aklı birden geçmişe gitti, yani Fransız Kültür’ün çay ocağı eskiden herkese açık olduğu zamanlara, bu kitapların çoğunu o zamanlar devirdiğini hatırladı. Kitap beygiri gibiydim o sıralar anlayacağınız dedi sonra gülümseyerek. İsmini her yerde aşikar etmekten çekindiğinde midir resmi şubelerden ve de bürokrasi çarkından uzak durmak gibi bir fikre saplandı. İnsanlara gerekmedikçe ismini söylemekten çekindi, aynı karalamalara devam edeceklerdi yoksa. İğneleyici, yok sayıcı, insanların hinlikle ona bakıp isminden dolayı dalga geçmelerine alışmıştı çoktandır, yüreğine kıymık gibi batan lafları, aşağılayıcı tutumları, kendilerine benzemeyeni hemen de sindirmek yasasını burada da devreye sokarlar, hinlikle gülümseyip Kelid öyle mi, git başka yerde oyalan it, başka kafa bulacak birini bulamadın mı? Kimi de ismin kökenine yaklaşıp olumlu sonuçlar peşinde koştuğunu hissettirerek sözde ona yardımcı olmaya çalıştıklarını anlatmak isterlerdi. Kel ve id birleşim miydi? Böyle ise iyi, yolları bir yere çıkıyordu. Sessiz kalırdı, yüzünde o aymaz tebessüm, çaresizliğini dile getiren sessiz kalma oyunundan geride kalanlarla yetinirdi artık. Genç edebiyatçıların orada toplanıp lafladıkları, devirdikleri kitapları bir de kendilerine satma piyasasını nasıl oluşturduğu, lafı biri alıp öteki devam ettirir, okudukları kitaplar bir kere daha bu masalarda harmanlarak zihinlerinde kendi yerini daha bir berkitir, oradan çıkmayacak bir şekilde beleklere kazınır, herkes kendi ölümsüz yapıtını bir gün yazacağı umuduyla kuzulaşır, masumca bakışlar fırlatmaya başlarlardı birbirlerine. Kelid ise sessiz kalıp onları dinler, kendine sıra geldiğinde konuşmasını tamama erdirecek cümleleri unuttuğunu söylerdi çekinmeden. Kimi Palto derdi, Palto üzerine roman tanımam, yazacaksan şöyle Unumuno’nun Sis adlı romanı gibi bir kitap yazmalı, sen hiç okudun mu da öyle bakıyorsun masanın bir köşesinden bana afili gözlerle pis herif? Okudum ya ne sandınız, haklılık payı yok değil sözlerinizin, ama ben Kafka derim, iyi de Kafka romanlarını kaç kişiye üttüreceksiniz, onu anlayabilecek kimi bulmalı, soyunun sopunun gelmişinin geçmişinin de, ilginç ve gizemli bir yazardır benim için hala Kafka, ona sıcak davranan ve kendisine yakın bulduğunu her fırsatta dile getiren arkadaşına da yan gözle bakacak biri değildi, Süleyman Çelebi’ye sıra gelmiş gibi “Ben Dosto derim arkadaş.” diye çıkıştı, “Herif psikolojiyi bir tek ondan öğrendim demiş, kimdi dur bakayım? Ha evet, şu aklını kursağına yediren Niçe,”
Hep birden gülüşmeler.
“Hitler’i hortlatan adam.” Dedi gençlerden biri, “Hitler’i dünyanın başına bela etti.”
“Yanılıyorsun,” dedi arkadaşı da.
“Bir sakıncası mı var?” der gibi ona baktı uzun burunlusu.
“Onu dünyanın başına bela eden kayıp kıta tarikatına inan bir gizli tarikattı. Naacaller tarikatıyla da bir bağlantısı olduğu söylenir.”
“Şu Kayıp Mu Medeniyeti, insanın cenneti kaybettiği yanılsaması öyle mi?”
“Ne var şimdi bunda?”
İnsanları uyandırmanın zamanı gelmiş gibi baktı Süleyman Çelebi sohbet arkadaşlarına.
“Bunlar birer uydurmadır, bilimsellikten uzak anlayacağınız.”
“İspatlanmamış yani.”
“Evet.”
“Bilim tarafından ispatlanamayan şeyleri yok mu sayacağız yani, bunu söylemek derdin?”
“Lafı uzatmaya ne hacet.”
“Aynen öyledir.”
“Ben Bir Çağ Yangını üzerine roman tanımam efendiler.” Dedi Kelid de.
Bir anda herkes şaşkınlıkla ona baktı. Uzun zamandır konuşmayan herif ne yapmaya çalışıyordu acaba? Anlamak ister gibiydiler.
“Bunu belki temellendiremeyeceğim ama bu böyledir.”
Kimi açıktan güldü, kimi bıyıkaltından gülümsedi. Seslerini çıkarmadılar.
Ayrıldı oradan. Sonraki sohbete kadar bu sıkacaktı onları. Bu can sıkıcı durum yeterdi onlara. Sınıfsal kökenini kaydırmış bir hergeleden söz işitmekten daha iyiydi.
Aylın
Aylın bu zamanda kapısını çaldı Kelid’in ve kendisini bir an seçilmiş gibi gördü tavanrasındaki daracık basık odada, eli ayağı birbirine dolaştı, sonunda kahve ikram etmekte buldu çareyi,
Aylın burada bütün eşyalarını totemleştirmiş bir kaçıkla karşı karşıya geldiğini biliyordu, seçkin laflar etmesi şaşırttı tabi onu da. Önemli projeleri olduğunu, aylak aylak değil de çalışmama hakkını kullandığını söyledi bu Yazgülü’ne, Aylın Yazgülü olarak anılmaktan hiç hazzetmese de bunu belli etmedi. Kafka Ağladığında emziğini vermek gibi bir misyon yüklenmişti, Kafka’yı kurtarma operasyonu açıkçası, Aylın ile o zaman Boğaz’a nazır duran bir çay bahçesine gittiler, Cennet Bahçesi ismini sökene kadar Aylın durup yüzüne bakmakla yetindi,